Pound’la Hem Zinde Kalın, Hem de Ritm Tutun!

Merhabalar… Umarım bayram tatiliniz iyi geçmiştir ve güzelce dinlenebilmişsinizdir. Ben bayram tatilini fırsat bilerek İskoçya’ya gittim. Onu da bilahere yazacağım. Ama önce geçtiğimiz hafta bir akşam iş çıkışı gittiğim Pound dersini anlatmak istiyorum. Pound ne mi? Kardiyo ağırlıklı, yeni bir spor dalı! Londra’nın Victoria semtinde Gymbox spor salonunun yeni şubesinin açılması şerefine egzersizi ücret ödemeden yapabildik. Cardinal Place adlı alışveriş merkezinde ısınmak için “getto zumba” ile başladığımız çalışma, 45 dakika sürdü.

IMG_5123

Isınıyoruz…

Pound, ABD-California’da yaşayan ve davul çalmayı seven iki kadın arkadaşın, Kirsten Potenza ve Cristina Peerenboom’un icat ettiği bir egzersiz türü. “Ripstix” denen, yeşil plastik davulcu bagetleriyle yapılıyor. Bel bölgesinin tümü başta olmak üzere, bütün vücudunuzu çalıştırıyor. Pilates hareketlerine de yer veriyor. Yerde yapılan ve ayaklarınızı havaya kaldırmanız gereken egzersizler sayılmazsa, Pound genel olarak zor değil. En güzeli de egzersizi yaparken bir davulcu edasıyla ritm tutabilmeniz 🙂 Ama zumba kadar dans ağırlıklı olmadığı için, bana o kadar da cazip gelmedi. Para verip egzersiz yapacaksam yine zumbayı tercih ederim yani. Ama daha çok kardiyo çalışması yapmak isteyenler için uygun bir dal.

Merak edenler için Ripstix bagetleri…

IMG_5124

Pound’un en zor anı, yerde oturup ayaklarınızı kaldırarak yaptığınız bu hızlı hareketti. En sağdaki bendeniz, gruba ayak uydurmaya çalışırken 🙂

Hızımızı almışken...

Hızımızı almışken…

Egzersiz sonrasında grupça hatıra fotoğrafı çektirdik ve bedava Sibberi sularımızı aldık. Bu huş ağacının özünden elde edilen, tamamen doğal bir su çeşidiymiş. Çok sağlıklıymış. Millet de artık doğal “süper içecek” konusunda iyice şaşırdı. Önce taze sıkma meyve suları, sonra smoothie’ler ve şimdi de bu. Ama tadı o kadar kötü ki! Doğal kaynak suyu neyinize yetmiyor da eski köye yeni adet getiriyorsunuz diyesim geldi. Aman diyeyim, Sibberi marka su içmeyin, içirmeyin! 🙂 Neyse ki Wagamama sağ olsun, çıkışta ücretsiz smoothie verdi de ağzımdaki pas tadı biraz silindi. 🙂

Yolu düşen arkadaşlar, 11 Ekim’e kadar devam edecek olan Create Victoria etkinliklerini #insideoutvictoria etiketiyle Twitter ve Facebook’ta da  takip edebilirler. Sadece spor değil, çikolata tadımı, çiçekçilik atölyesi, yoga dersi, örgü atölyesi, film gösterimi, baristalık atölyesi, çizim dersi gibi etkinlikler de var. Üstelik bazıları ücretsiz!

Pound dersini denemek isteyenler ise, halihazırda Londra’nın çeşitli semtlerinde faaliyet gösteren Gymbox’un Aralık ayında 123 Victoria Street adresinde (bodrum katta) açılacak olan yeni şubesine gidebilirler. Gymbox canlı DJ’lerin çaldığı, hareketli ve özgün spor derslerinin olduğu bir spor salonu. Anladığım kadarıyla gece kulübü havasında. Verilen derslere şuradan göz atabilirsiniz. Bana bloglarına yazı yazmam karşılığında ücretsiz bir ders daha teklif ettiler. En ilginç derslerini seçip, deneyecek, sonra da sizler için yazacağım. Hizmette sınır yok 🙂 Hepinize bol sporlu ve sağlıklı günler!

IMG_5415

Inside Out Victoria’nın afişi…

Reklamlar

Meraklısına Çeşme Cep Rehberi

Efendiiim, “Çeşme Vakti Geldii, Ahalii!” başlıklı yazımın devamı niteliğinde, Çeşme‘de benim sevdiklerimin listesi aşağıda. Buyrun tepe tepe kullanın! 🙂

Gidilebilecek plajlar:

Sıcacık suyu olan, Maldivler mavisi ama dalgalı deniz sevenlere Ilıca Halk Plajı (giriş bedava, duş 2 tl, kendi şemsiye ve sandalyelerinizi götürebilirsiniz, ama kiralanacak şezlong-şemsiye de var) Burada içine ılıca suyu akan noktayı bulun ve orda durun 🙂 Çeşmeli arkadaşım Ayşe Kongur sağ olsun söyledi, buranın adı Yıldızburnu imiş. Sabah erken saatlerde Ilıca çarşaf gibi, daha bir şahane oluyor. Üstelik kumluk. Tam bana göre!

57530-ilica-fotograf-1

Ilıca Plajı…

Çok berrak, kumluk, ama suyu çivi gibi soğuk deniz sevenlere Altınkum (maalesef Okan’ın yeri kapanmış, Fun Beach’i de hiç ama hiç beğenmedik. Nedenleri aşağıda. Fly Inn’i deneyebilirsiniz. Ben gidemedim ama övülüyor. Buranın içinde Tektekçi bar ve 16 yaşından küçüklerin alınmadığı Bej de var.)

Altınkum panoraması (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Altınkum panoraması (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Altınkum, bir de suyu soğuk olmayaydı iyiydi (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Muhteşem Altınkum, bir de suyu soğuk olmayaydı iyiydi (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Fun Beach’i neden mi beğenmedik? Üç kişi tam 150 TL giriş parası almayı bildiler, ama 70’lerden kalma dandik, eski püskü, bir de üstüne yarısı yok olmuş şemsiyeyi bize reva gördüler. Hem de üç kişi gölgede kalmak istediğimizi söylememize rağmen! Boş yerler de doluydu. Orası rezerve, burası rezerve… Yalan çoğu bence. Sonuçta tabii ki güneşte yanıp haşlama olduk. Wi-fi kodu yok. Garsonlar ilgisiz. Kendilerine teessüflerimi bildiriyorum.

IMG_1764

Fun Beach’in ihmalkarlığının kanıtı olan, yarım şemsiye… Hiç yakıştıramadım! (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Fun Beach’in tek güzel yanı, denizdeki şişme oyuncaklardı. Ama tepelerine çıkabilene aşkolsun!

Fun Beach'teki deniz oyuncakları... Öyle kolay göründüğüne bakmayın, çıkması gayet zor! (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Fun Beach’teki deniz oyuncakları… Öyle kolay göründüğüne bakmayın, üstüne çıkması gayet zor! (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Kumluk bölümleri olan, ama iskeleden de denize girilebilen, sevdiğim bir diğer plaj meşhur Aya Yorgi Koyu. Burada birçok “beach club” var, ama biz Kafe Piyi (eski adıyla Sole Mare) beğendik. Wi-fi kodu burada da yoktu, ama şezlongların arkasında telefon şarj etmek için priz takmışlardı, etkilendim doğrusu 🙂 Giriş hafta içi 30 TL. Bence gayet makul. Zaten Çeşme‘de daha ucuz beach club’a rastlamadım. Bulan bana da söylesin 🙂 Güneşi hiç korunmadan, sünger gibi emmek isteyenler, deniz üstü fileleri süsleyen veya iskeledeki şemsiyesiz minderlerde güneşlenebilirler. Ayrıca arkada çimlik bir bölüm de mevcut. Biz yine klasik, deniz manzaralı ve şemsiyeli şezlongları seçtik yaşımız gereği 😛 Garsonlar kibar, güleryüzlü ve tatlı dilli. Izgara köfte yedik, çok lezzetliydi. Akşamüstü de içkinizi ve pareonuzu alıp bar bölümüne geçerseniz, günbatımına karşı dans edebilirsiniz. Çok keyifli oluyor. Burası koyun en sonunda (ya da en başında 🙂 olduğu için suyu Babylon’a göre daha temiz gibi göründü bize. Üstelik girişi oradan daha ucuz. Babylon’un yemeklerini de beğenmemiştim zaten.

solemare

Kafe Pi’nin plaj kısmı

Bebekli veya küçük çocuklu aileler için aynı koydaki Paparazzi‘yi önereceğim. Sessiz, sakin, kafa yormayan ama kaliteli müzikler çalan, yaş ortalamasının nispeten yüksek olduğu, kısacası “Çılgın Kalabalıktan Uzakta” bir yer. Neredeyse benle yaşıt bir müessese 🙂 İki yıldır gitmedim ama ondan önce düzenli olarak gidiyordum. Yemekleri de lezzetlidir. Kumluk bölümde rezervasyon yaptırırsanız çocuklarınız gözünüzün önünde güven içinde oynar, siz de yerinizden kalkmadan onları seyredebilirsiniz.

Paparazzi2

Paparazzi’nin kafa dinlemelik kumsalı…

Yine ailelerin tercih ettiği, yaş ortalaması yüksekçe bir yer de Dalyan’daki Ladin Otel. Burası üç yıldızlı bir tesis ve plajı dışarıdan gelenlere açık. Sezonluk indirim kartıyla giriş, hafta içi 10, hafta sonu 17.50 TL. Temiz tuvaletleri, güzel yemekleri (şakşuka, pide, köfte, hepsi süperdi, taze balık da var), harika bir manzaraya sahip. Yumuşak müzikler çalıyor. Garsonlar pek ortada olmasalar da tatlı ve efendi çocuklar. Ama bu çok önemli değil, şezlongların yakınındaki bara gidip istediğinizi ısmarlayabilirsiniz. Hatta bu rahatlık, belki sürekli bir şey yiyip içmeniz için başınıza dikilen bazı mekanların garsonlarından daha avantajlıdır. Denize iskeleden giriliyor. Deniz kestanelerine basmamak için kendinizi yere basmadan suya atmanızı öneririm. Çakıl ayakkabınız varsa daha iyi. Suyu Altınkum kadar berrak değil, ama deniz temiz.

Ladin Otel'in açıkhava lokantasından manzara... (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Ladin Otel’in açıkhava lokantasından manzara… (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Kaplıca: 

Hemen teyze miyim ben demeyin 🙂 Çok bana göre olduğu söylenemez ama şimdi havuz partileri moda! Denizden çıktıktan sonra akşam beş gibi bir kısım zengin, Paşalimanı’ndaki Aquente’ye gidiyor. Buraya giriş hafta sonu 50 TL. Bir de sadece nakit alıyorlar. Çeşme’deki kaplıcaların suyunun akıtıldığı, bir büyük, bir küçük olmak üzere iki adet sıcak havuz bulunuyor burada. Millet havuzun içinde yiyip içiyor, eğleniyor. Denizi pek matah değil ama iskelesi var. Bu sular sağlık için faydalı, üstelik havuz partisi için de çok uygun. Konsept olarak sıcak suda içki keyfi güzel. Ama mekanın işletmesini beğenmedik. İlgisiz garsonlar, pis tuvaletler. Müşteriler de kasıntı tipler… Onun yerine çok yakınındaki Şifne Termal Otel‘e gitmeyi tercih ederim. Giriş sadece 20 TL. Eski ve köhne görünümlü, tamam. Ama havuzun içindeyken yiyecek servisi yapılıyormuş işte. Soyunma odaları ve duşlar mevcut. Daha ne olsun!

Gidilebilecek lokantalar:

Çeşme’ye gelmişim akşam yemeğinde taze mezeler, zeytinyağlılar ve balık yemeyeceğim de ne yiyeceğim diyen benim gibiler için önerilerim aşağıda:

Taze balığı fahiş fiyatsız yemek istiyorsanız Ilıca’da bir apartmanın alt katında, (İlkim Otel yakınlarında) denizin üstünde bulunan Gözde balıkçısına gidiniz. Salaş ama yemekler nefis. Deniz üstünde masa istiyorsanız mutlaka rezervasyon yaptırın. Burada güneşi lezzetli mezelerle batırmak ve sonra rakı-balık yapmak çok keyifli oluyor. (Adres: Ilıca Mah., 5140 Sok. No:91, Ilıca-Çeşme) Rezervasyon için tel: 0232 723 3414

Yine denizdeki teknelere karşı taze balık yemek için Çeşme’nin küçük balıkçı köyü Dalyan, diğer adıyla Dalyanköy idealdir. Burada yan yana sıralanmış balıkçılardan en eskisi Cevat’ın Yeri olup, (Adres: Dalyan Mah. Liman Cad. No. 161, Dalyan-Çeşme), Körfez Restoran (Yine aynı cadde üzerinde, No. 151) veya Balıkçı Hasan‘ı da ( aynı cadde üzerinde, No. 2) tavsiye ederim.

Bütçesi daha da geniş olanlar pek bir övülen Ferdi Baba’ya filan gidebilirler. Ben gitmedim ama Çeşme’nin farklı yerlerinde üç şubesi var. İstanbulluların sevdiği söyleniyor. Biz geçen yıl Çiftlikköy’de deniz böceğiyle ünlü Can Baba ve Vedat Milor’un beş yıl önceki gözdelerinden Langusta’ya gitmiştik. Ama iki lokantadan da pek memnun kalmamıştık. Özellikle Langusta’nın sahibi ve yöneticisi, galiba aynı zamanda da aşçısı olan yaşlıca amca inanılmaz aksiydi. Üstelik bize istemediğimiz halde zorla ekstra yemek siparişi yaptırmaya filan kalkıştı. Böyle ısrarları hiç sevmem. Üstelik lokantası aşırı salaş olmasına rağmen fiyatları çok yüksekti. Deniz mahsulü (ıstakoz vs) deyince fiyatın biraz artması tabii kinormal, ama o zaman oraya da biraz yatırım yap, ortamı güzelleştir kardeşim, diye düşünüyor insan.

Balıktan gına geldi, değişiklik isteriz diyenler için Çeşme merkezde kale tarafından gelinirse yolun sağ başında kalan İmren Restoran naçizane önerim. Burası ev yemekleri ve ızgaralarıyla ünlü. Her gün 9 çeşit zeytinyağlı, 15 çeşit de etli yemek hazırlıyorlarmış. Papaz Yahnisi favori yemekleriymiş. Taş bahçesinde huzur içinde harika yemekler yiyebilirsiniz. Çok ucuz değil ama değiyor. (Adres: İnkilap Caddesi No. 6/A, Çeşme)

Hazır Çeşme’deyken İzmir’e has lezzetler olan kabak çiçeği dolması ve deniz börülcesini kaçırmayın derim. İlkini başka yerde bulmak zor, sonuncusunu ise İstanbul’da beceremiyorlar. Ev yemeği deyince Dalyanköy ve Alaçatı’da şubeleri bulunan Yusuf Usta’yı da bayağı övdüler, gidenlerin yalancısıyım.

Güzel öğle yemeği isteyenler için de tavsiyem Ilıca’daki Dost Pide. Buranın özellikle kıymalı pidesi popülermiş. Pidelerin özelliği odun fırınında hazırlanmasıymış. Zeytin odunu kıymalı pideye özel bir tat veriyormuş. Pidede kullanılan kıyma, en fazla 180 kiloluk süt danasından elde edilen etle hazırlanıyormuş. Mekanın TSE belgesi bile varmış. Vedat Milor ve Mehmet Yaşin’den de yüksek not almış nadir işletmelerdenmiş burası. (Adres: Şifne Caddesi No. 27. Ilıca, Çeşme)

Çeşme’nin pek çok yerinde şubesi bulunan Kırçiçeği‘nin pideleri de güzeldir. Önden taze roka ve yeşillik getiriyorlar. Sıcakta çok iyi gidiyor. Mönüde kebap falan da var ama ben o sıcakta yemedim. Servis hızlı ve garsonlar güleryüzlüdür. Burada dondurmalı irmik helvası da yapılıyor.

(Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Şunların tazeliğine bakar mısınız? #nofilter (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

(Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Kırçiçeği’nin kebaplarından biri… Bir önceki gidişimizde hava serinleyince bir akşam yemiştik. (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Dondurmalı irmik helvası: kaşığı daldırmadan önce… (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Kaşığı daldırdıktan sonra :) (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Kaşığı daldırdıktan sonra 🙂 (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Çeşme Kalesi (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Çeşme Kalesi (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

İzmir’in kumrusunu da yemeden dönmeyin tabii. En ünlü kumrucu Şevket’in Çeşme Marina ve Ilıca şubeleri son yıllarda kalitesini bozdu maalesef. Bu sefer şansımızı Kumrucu Hikmet’ten yana kullandık. Fena değildi. Ama asıl önerim Hürriyet’e de çıkmış, İstanbul-Beyoğlu şubesini çok beğendiğim (üniversitedeyken çok giderdik, kapanmış olabilir ama) Kumrucu Hüseyin olacak. Neden mi? Gazetenin Çeşme’nin en özel 10 lezzeti başlıklı haberine göre, “Çeşme’nin meşhur kumrusunun mucitlerinden Hüseyin Pekmen’e ait Kumrucu Hüseyin, Ilıca’da 1966’dan beri hizmet veriyor. 1950’lerde Amerikalı askerlere tercümanlık yaparken hamburgerle tanışan Hüseyin Pekmen, 1960’larda sandviç ekmeğinden nohut mayası, pekmez banyosu ve susamlarla kumruyu geliştirmiş.” Kumru kömür ateşinde hazırlanan, içinde salam, sucuk, turşu, domates ve özel peynir, ayrıca krem peynir bulunan bir sandviç türü. Epey doyurucu. Buranın Ilıca’da, Çeşme Sheraton’un karşısında da bir şubesi mevcutmuş. (Adres: 5065. Sk., Ilıca, Çeşme)

İzmir kumrusu (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

İzmir kumrusu (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Alışveriş:

Çeşme’de alışveriş deyince ilk aklıma gelen şey, sakızlı ürünler. Ama ben bunlardan sadece sakız likörünü ve dondurmasını severim. Sakızlı Türk kahvesi gibi diğer sakızlı ürünler çok beni açmaz. Muhallebi ya da sütlaç türü tatlılar yapmayı seviyorsanız 1945’ten bu yana Çeşme Çarşısı’ndaki aynı dükkanında hizmet veren Rumeli Pastanesi‘nden sakız reçeli de alabilirsiniz. Buranın diğer reçelleri de çok lezzetlidir. Dondurma da yapıyorlar. Sakızlı dondurmalarını aileye ait Ovacık’taki 250 ağaçtan, katkısız ve doğal olarak olarak elde edilen sakızı kullanarak yapıyorlarmış. (Adres: İnkılap Caddesi No 46 Çeşme, bu sene Dalyan’da da bir şube açtılar.)

Mayo, bikini gibi şeyler alacaksanız Çeşme merkezde çarşının bitiminde (İnkılap Caddesi’nin kalenin ters yönünde sonunda) yer alan Mayo Cenneti‘ne gidin. Burada her fiyatta mayo var. Ayrıca işini bilen, konusunda uzman dükkan sahibi hanımdan tavsiye alabilirsiniz.

Hem yiyecek hem de giyecek için harika bir seçenek de yerel pazarlar. Özellikle Cumartesi günleri kurulan Alaçatı Pazarı‘nda Urla, Tire, İzmir, Milas’tan köylülerin getirdiği sebze ve meyvelerin yanı sıra kaliteli yazlık giysiler, ince elbiseler, şortlar ve bluzlar bulmanız mümkün. Buradaki giysiler gerçekten kaliteli. Ayrıca perdelikler, plaj eşyaları ve aksesuarlar da bulunuyormuş. Yazın 200 tezgahın açıldığı pazardan ünlüler de alışveriş yapıyormuş.

Eğer özel tasarım giysi, ev eşyası, hediyelik eşya almak istiyorsanız istikamet Alaçatı. Burada bulunan çok sayıda küçük butik ihtiyaçlarınıza cevap verecektir. Tabii butik deyince fiyat da artıyor, bilginize 🙂

Eğlence: 

Gece hayatına hakim değilim, onu baştan söyleyeyim. Bu konuda tabii ki bir Bodrum değildir sanırım, ama elbette Çeşme’nin de kulüpleri var. Zaten beach clubların hepsi gece club’a dönüşüyor. Ama hiçbirine gece gitmediğim için bu konuda tavsiye veremeyeceğim. Benim vereceğim tavsiyeler daha iddiasız, hatta ailelere ve orta yaş grubuna yönelik bile sayılabilir. Başlıkta da bu yüzden gece hayatı değil, eğlence dedim 🙂

Clublar dışında, ilk açıldığında gittiğim ve sessiz sakin yemek yiyen insanlardan başka bir şeyin olmadığı Alaçatı Port’u saymazsak, geceleri gitmek için sadece iki ana yer var. Bunlardan biri olan merkezdeki Çeşme Marina, estetik mimarisi ve dekorlarıyla göz dolduruyor. Burası mağazalara bakınmak, bir kafe-barda (tabii ki denize karşı! 🙂 ışıkları ve tekneleri seyrederek bir şeyler içmek için ideal. Fotoğraf çektirmek için de çok hoş bir yer. Tabii ki dolu lokanta da var burada, ama ben bu tip turistik yerlerde yemek yemekten hoşlanmıyorum. Çünkü fiyatlar aşırı yüksek oluyor ve yemek-hizmet kalitesi daha düşük olabiliyor. Ama bir içki için tek geçerim. Burada bulunan Hayal Kahvesi‘nde bu yıl Yaşar, Haluk Levent ve Kurtalan Ekspres, eğlenceli retro-funk takılan Necati ve Saykolar, Çelik gibi isimler canlı müzik yapıyor.

marina

Çeşme Marina’nın harika dekorlarından biri…

Diğer istikamet ise Alaçatı. Buradaki butiklerden alışveriş yapabilir, Veli Usta‘dan dondurmanızı yiyebilir (Ilıca’da da şubeleri var), Köşe Kahve’de (Adres: Tokoğlu Mah., Kemal Paşa Cad. 41/A, Alaçatı/Çeşme) gelip geçenleri izlerken bir şeyler içebilirsiniz.

Buradaki lokantaların kalitesi genelde Çeşme Marina’dan iyi. Ama deniz manzarası görmediğim bir yerde yemeğe o kadar para vermek bana anlamsız geliyor. Ayrıca gereksiz bir pahalılık söz konusu. Dolayısıyla Alaçatı’da lokanta tavsiye edecek kadar bilgim yok.

Ama bir bar tavsiyem var! “Gençler ve daima genç kalanlar” (!) Hazır Alaçatı’ya gelmişken Tektekçi‘ye (Köşe Kahve’nin biraz ilerisi, 59 numara) takılabilirler. İstanbullular burayı biliyordur. Tektekçi’de sadece “shot” boyutunda renkli kokteyller veriyorlar, başka içki türü satılmıyor. Biraz pahalı ama çokça lezzetliler. Özenle hazırlanan binbir çeşit minik kokteylcik, güzel bir sunumla önünüze geliyor. Buraya gençler genelde grup olarak gelip toplu shot siparişi veriyorlar. Müzik süper. Spotify’daki “feel good friday” playlistini düşünün. Onun gibi bir şey. Dans etmek için gaz şarkılar dorukta. Genç garsonlardan tam havamdayım diyenler barın üzerine fırlayıp dans bile ediyorlar 🙂 Minicik bir yer, ama bizim çok hoşumuza gitmişti. Orijinal konsept. Tebrik etmek lazım valla. Fly Inn’in içinde de bir şubesi varmış. Takılın.

tektekci

Şeker şerbet gibi shot’lar!

Canlı müzik dinlemek için Çeşme Marina dışında Fun Beach gibi beach clubları tercih edebilirsiniz. Burada, yıldızların altında Duman‘ı dinlemek benim için harika bir deneyim oldu. Onu başka bir yazıda anlatırım 🙂 Babylon Çeşme ise herhalde Beyoğlu’nda ilk açıldığından beri düzenlediği Oldies but Goldies partilerine devam ediyor, ama canlı müzik yok.

Çeşme konserlerinin programları en az bir hafta öncesinden belli oluyor. Mekanların internet sitelerinden ve Çeşme’deki bez afişlerden kimin nerede çıkacağını takip edebilirsiniz. Biletleri Biletix ve Çeşme çarşı içindeki kilise gibi yerel mekanlar satıyor. Ayrıca Çeşme Açıkhava Tiyatrosu‘nda da (2053. Sok., Çeşme) konserler ve stand-up show’lar oluyor. Zamanında burada Beyaz’ı izlemiştim. Burada bu akşam Fazıl Say, 28’inde de Sezen Aksu sahnede olacak. Ayrıntılı bilgi ve biletler için şuraya tıklayın.

Çeşme merkezdeki kilise... (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Çeşme merkez çarşı içindeki kilisenin mozaikleri… (Fotoğraf: Özgür Yüzak)

Nasıl oldu anlamadım, ama neredeyse Eylül ayına geldik. Siz de bu yıl henüz tatil planı yapmadıysanız Çeşme’ye bir uğrayın derim. Pişman olmayacaksınız. Herkese şimdiden iyi tatiller! 🙂

Çeşme Vakti Geldii, Ahalii!

Çeşme’ye 1994’ten beri giderim. O zamanlar sadece İzmirlilerin bildiği, iddiasız, kendi halinde bir tatil kasabasıydı. Hatta ilk kez annesi İzmirli olan bir arkadaşım bana Çeşme’yi önermişti. Sonra kayınvalidem toptan Çeşme’ye yerleşince her yaz gider olduk. Bundan da gayet memnunuz. Eşim de ben de Londra’nın havasına alıştık herhalde, artık Temmuz-Ağustos aylarında Akdeniz’in sıcağına dayanamıyoruz. Yaz tatilimizi ise genelde Temmuz ayında yapıyoruz. Çeşme’de ise o aylarda hava daha serin, ama yeterince sıcak (33 derece falan). En önemlisi sürekli tatlı bir rüzgar estiği için sıcaktan bunalmıyorsunuz. Bu da Çeşme’yi sevmemizin nedenlerinden biri. Tabii sezonu da Akdeniz’e göre daha kısa, sadece 2 ay. Eylül’de mekanların çoğu kapanmış, deniz soğumaya geçmiş oluyor. Biraz hüzünlü yani.

İzmirlilerin Çeşme‘nin İstanbullular gelince bozulduğunu söylemelerinde bir nebze haklılık payı görüyorum. (Ama ben İstanbullulardan çok önce keşfettim, bozanlardan değilim, hakkımı isterim sayın İzmirliler 🙂 Bazı eski mekanlar kapandı, aşırı pahalı ve sosyetik yerler açıldı, azıcık “ruh kayması” var yani. Ama en azından benim bildiğim eski mekanların çoğu duruyor ve bu da bana yetiyor.

Deniz-güneş-kum üçlüsü.

İskeleden denize atlamak.

Denizin üstünde yapılan rakı-balık.

Birisi rakı-balık mı dedi? (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Biri rakı-balık mı dedi?
(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Tiril tiril yazlık elbiseler ve hafif sandaletler.

Azıcık yanık ve sağlıklı görünen bir ten. Hani parlak, hatta cart renkli rujların en çok yakıştığı.

Saçlarını kendiliğinden kurutan rüzgar.

Bunlar zaten her yazlık kasabada insanı mutlu eden şeyler. Peki Çeşme’nin farkı nerede yatıyor?

Zeytinlikler arasından gidilen gizli saklı kumsallar

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Altınkum’a inen yol… (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Esen yel ve yıldızların altında dinlenen konserler

Sakızlı dondurmalar (Ilıca’da Veli Usta, Çeşme merkezde Kale’den olsun)

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Veli Usta (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Veli Usta'nın Tripadvisor sitesinden aldığı

Veli Usta’nın Tripadvisor sitesinden aldığı “Mükemmellik sertifikası”
(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Deniz börülcesi, şahane zeytinyağlılar, bütün özlediğim mezeler ve tatlı akrabalarla dolu bayram ve hoşgeldiniz sofraları (bizi ağırlayanlara, emeği geçen tüm aile bireylerine teşekkürler! 🙂

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

İzmir’in güzelleri kabak çiçeği dolması ve deniz börülcesi… (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

FullSizeRender

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

IMG_1862

Benim meze listemin sultanlarından semizotu ve patlıcan salatası… (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Gece Alaçatı’da taş evlere veya Çeşme Marina’da denize karşı bir kadeh içki (benim tercihim Bomonti oldu)

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Nice yıllara Bomonti! (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Bira demişken, bir tabak da midye dolma yanına güzel gider hani… 🙂

Midye dolma ve en iyi arkadaşı bira :) (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Midye dolma ve en iyi arkadaşı bira 🙂 (Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Bütün hayatın aktığı bahçede yapılan kahvaltılar

Begonviller, zakkumlar

Plajda cırcırböceklerinin ve dalgaların sesi (plajda müzik dinlemeyi yıllar önce bırakmamın yegane sebebi!)

Arada bir güneş batarken elde bir Bomonti ile dans edilen “beach party’ler

Sabah erkenden gidilen yiyecek pazarı, tazecik meyveler ve sebzeler: şeftaliler, kirazlar, deniz börülceleri, patlıcanlar, kayısılar, tüm özlediklerim! “Fatmagül bizden almadı, başına gelmeyen kalmadı” diye bağıran şeker mi şeker pazarcılar

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

FullSizeRender (7)

(Fotoğraf: Filiz Taylan Yüzak)

Arabada plaja giderken dinlenen Radyo Ege…

Ama ya benim Çeşme’de gittiğim mekanları merak ediyorsanız? O zaman buyurun bir sonraki yazıma!

Yaz tatili mazeretleri hiç biter mi?

Tam üç aydır bloguma yazamadım maalesef. Araya gerçekten çok şey girdi, yazabileceğimi sandığım küçücük zaman boşluklarını hep başka şeyler doldurdu. Amerika ve Türkiye seyahatleri, yaz rehaveti, Olimpiyatlar ve ziyaretler nedeniyle çıkan iş yoğunluğu, tatil planları, yaklaşan kaçamak şehir gezileri, yalnızca yılda birkaç hafta süren sıcaklarda kırlara koşmayanların evrile çevrile dövüleceği korkusuyla nazlı güneşin altında geçirilen aylak saatler, aranan yeni tatlar, kaçırılmamaya çalışılan filmler gündelik hayata ayak uydurmaya çalışırken hep yorgun düşülen zamanları getirdi. Bunların bir kısmının tortularını önümüzdeki haftalarda yazacağım. Ama Eylül’e bir kala zamansız bir post yazmak istedim. Daha doğrusu o kendini yazdırdı. Belki de sonbahara daha çok yakışırdı bu post ama daha fazla bekleyemedim. Arayı çok açmamak dileğiyle…

summer-holiday-20102

Tatil

Bütün hafta yarı çıplak dolaşarak güneşin tenime nefes aldırmasına tanıklık etmek, sabah 8’de yüzümü denizde yıkamak, su yutup yüzümü buruşturmak, özlediğim yemekleri yemek, akşamüstü sabah alamadığım uykumu cırcır böceklerinin sesi eşliğinde sızarak almak, gece şeftalili romlu kokteylimle babam yaşında amcaların canlı müziğini dinlemek, bir akşam dört dörtlük bir balık lokantasına ve barlar sokağına gitmek, şarkılara eşlik edeceğim diye sesimi hala düzelemeyecek kadar çok hırpalamak, ılıca’da maldivler’i anımsatan deniz ve kum rengini görüp görüp kumsala inanmazlıkla bakmak, güzel yaz elbiseleri ve sandaletlerle dolaşmak, bacaklarımı sonunda bronzlaştırmayı becerip gururlanmak, yüzüme güneşten kuruluk kadar renk ve canlılık da gelmesi, denizde zarar gören saçlarımdan kurtularak hafiflemek, denizin üstünde bir iskelede buz gibi rakılar içmek, mezeler yemek, pazardan alınmış nefis incir, şeftali, domates ve çilekleri yemek, çeşme’de mangal yapmak, zevgülüme denizde dokunmak, 6 günlük bir bilgisayar ve internet detoksu, tembellik, düşünmemeye çalışmak, sonunda düşünmemek, kafa hafifleten yaz kitapları okumak, annem ve babamla tatil yapmak, yüzmeden ziyade vücut uzuvlarını anlamsızca suda sallandırmak suretiyle dinlenmek, enerji toplamak, güç kazanmak, huzur bulmak, kafayı sadeleştirmek.

beautiful_heart_beach_1920x1080