İstanbul’da Yaz Talanı!

Beşiktaş’taki meşhur kaymakçı Pando’da bir kere kahvaltı etmiştim seneler önce… Üniversiteliydim, arkadaşlarım götürmüştü. O zaman çok ahım şahım bulmamıştım ama olsun, 119 yıldır hizmet veriyorken neden kapansındı ki? Beyoğlu’ndan sonra Beşiktaş’ı da tek tipleştirme ve ruhsuzlaştırma operasyonu başlamış anlaşılan. Karaköy’deki balıkçıları, üstelik toprak üstündeki ağaçlarla birlikte yıkmışlar geçen gece belediye ekipleri. Galataport’a otel olacakmış. İnsanın oteliniz kafasına yıkılsın diyesi geliyor. Akın Balık’ta daha iki yıldan kısa süre önce çatal bıçak şaklatmamış mıydık tencere-tava yerine, saat tam 21.00’de?

Pando da gitti...

Pando da gitti…

Niye İstanbul’a dönmüyorsun diye ısrarla soranlara sözüm: Niye döneyim, neresine döneyim İstanbul’un? Bir semtten geçerken her seferinde içim sızlasın diye mi? Bildiğim kentimden geriye yakında bir şey kalmayacak. İstanbulluyum diye övünmekten vazgeçmeye kaldı ramak. Bu duygusal işkenceye her gün tanık olmak kadar insanın içini acıtan az şey vardır herhalde. Artun Ünsal ustanın Cumhuriyet’te yayımlanan 21 Haziran 2015 tarihli yazısı “Pando’nun sütevi”nde dediği gibi, bir şehri şehir yapan insanların ve hatıraların sıcaklığıdır. Ne acı ki, 50 yaşını geçmiş insanların “bizim zamanımızda” diye başlayan yakınmalarını ben nispeten genç bir insan olduğum halde, 30lu yaşlarımın başında dile getirir oldum. Hatta rahmetli Alkazar ve Emek sinemalarını sayarsak 20’li yaşlarımın sonundan itibaren… Hepimizin anılarını çalmayı sonunda başardılar galiba. Dargınım, kırgınım. “En güzel günlerimiz henüz yaşamadıklarımız” belki ama geçmişimizi elimizden alırlarsa geleceği nasıl kurarız?

Bu gidişle eski günlerimizin hiçbir kanıtı kalmayacak elimizde. Anlatsak inanmazlar geçmişimize…

Gün Aydı Bize!

Gün-aydın kelimesini herhalde hiç bu kadar sevmemiştim. 8 Haziran sabahı farklı bir Türkiye’ye uyanacağız şeklindeki inançlı söylemi hep bir dilek olarak içimde tutmuş, ama bu fikre pek de inanmamıştım. Ne de olsa üzülmek vardı işin ucunda, hayal kırıklığı ihtimali vardı, bütün bunlara hazırlamalıydım kendimi.

Ama o sabah, tünelin ucunda cılız bir şekilde beliriveren ışık gösterdi kendini, şükürler olsun ki! Aydınlığa mı çıktık ne!? Gözlerimiz kamaştı birden! Uzun süredir bekliyorduk bu anı ne de olsa…

Sun-Rise-Good-Morning-Wallpaper

Bu seçimi adil ve temiz hale getiren Oy ve Ötesi’ne, canla başla sandığına sahip çıkan gönüllülerine, oy vermek için türlü zahmetlere katlanan tüm seçmenlere (en çok da seçimlerden iki gün önce Diyarbakır’da yaşanan talihsiz patlamada ağır yaralandığı halde sandığa gelen fedakar vatandaşlara), aslında sandıkta özgür iradesiyle oy kullanan herkese minnettarım.

En sevindiğim şeylerden biri de bu seçim sayesinde mecliste kadın vekil oranının yüzde 14’ten yüzde 17’ye yükselmesi oldu. Üstelik bu seçimler sonucunda Ermeni, Roman ve Süryani vekillerimiz mecliste yerlerini aldılar. Daha renkli, daha çoğulcu ve daha demokratik bir meclisten başka ne isterim? 🙂

Bu yazının sonuna yakışan şarkı sizce de Bülent Ortaçgil’in 1974 tarihli “Günaydın”ı değil mi? Anlamlı sözleri, Ortaçgil’in kedimsi vokaliyle, melodisi ve düzenlemesiyle tam bir sabah ve umut şarkısı. Umut kalbimizden hiç çıkmasın, umutlarınız hiç solmasın… “Yalnız ve güzel ülkem”iz hiç karışmasın…

“Günaydın size, günaydın bize
Hepimize günaydın, günaydın hepimize
Bu gün yeni bir gün, sevimli bir gün
Yeni bir gün bu gün, hepimize günaydın
Günaydın uyanışımıza, günaydın uyanışımıza
Uyanışımıza günaydın, günaydın uyanışımıza…”

Holstee’nin Hayata Dair Manifestosu…

Holstee adlı farkındalık ve duyarlılık odaklı internet sitesinin kurucuları Dave, Mike ve Fabian bir gün New York’ta Union Meydanı’ndaki merdivenlerde oturmuş ve başarıyı nasıl tanımlayacaklarını yazmışlar. Bu yazıyı Holstee Manifestosu olarak adlandırmışlar ve 2009’da poster haline getirmişler. Manifestonun internette popüler olması çok sürmemiş. 50 milyondan fazla kişi okumuş, 13 dile çevrilmiş. Ben de bu manifestoya bir dergide rastlamıştım ve çok hoşuma gitmişti. Hırslardan, rekabetten, olumsuz duygulardan, “hedefe ulaşmak için her yol mübahtır”lardan uzak, gerçek, samimi ve vurucu bir metindi. Kısa ve dostane  olduğu için ayrıca etkilenmiştim. Baktım çevrildiği 13 dil arasında Türkçe yok, bugün Türkçe’ye çevirdim ve çevirimi Holstee’cilere de gönderdim. Belki internet sitelerinde yayımlarlar. Orijinali aşağıda:

Holstee Manifestosu'nun orijinali. (Fotoğraf: Holstee.com)

Holstee Manifestosu’nun orijinali.
(Fotoğraf: Holstee.com)

 Çevirisi de şöyle:

“Bu senin hayatın. Sevdiğin şeyleri yap ve bunları sık sık yap.

Bir şeyden hoşlanmıyorsan onu değiştir. İşinden hoşlanmıyorsan istifa et.

Yeterince zamanın yoksa televizyon izlemekten vazgeç.

Hayatının aşkını arıyorsan artık arama: sen sevdiğin şeyleri yapmaya başlayınca o sana gelecektir.

Her şeyi aşırı sorgulama, hayat basittir. 

Tüm heyecanlar güzeldir: her yediğin yemeğin son lokmasının tadını çıkar (ve bunun için şükret).

Zihnini, kollarını ve kalbini yeni şeylere aç.

Bugün gördüğün ilk kişiye senin tutkun ne, diye sor ve kendi esin kaynağı hayalini ona da anlat.

Sık sık seyahat et, kaybolmak kendini bulmanı sağlayacaktır. 

Bazı fırsatlar hayatta sadece bir kere eline geçer, onların peşine düş.

Hayat tanıştığın insanlarla ve onlarla yarattığın şeylerle ilgilidir. O yüzden dışarı çık ve yaratmaya başla. 

Hayat kısa. Hayalini yaşa ve tutkunu paylaş.” 

Manifestonun 2010 tarihli, New York bisikletçilerinin eseri görsel versiyonu ise şu videoda:

Herkesin kendi hayatında bunları uygulayabilmesi dileğiyle…

Başımız Sağ Olsun…

Soma’da hayatını kaybeden madenci kardeşlerimize Allah’tan rahmet, ailelerine sabır dilerim. Sadece ulusal yas ilan etmek, bayrakları yarıya indirmek yetmez.

Bu felaketin sorumluları bellidir. Hükümet, en azından 10 ay önce bu madenin açılışını yapan ve güvenlik önlemlerinin yüksek kalitesini öven Enerji Bakanı istifa etmelidir. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. de cezasız kalmamalıdır. 

Keşke CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel bu konuda haklı çıkmasaydı… Mecliste bu madendeki güvenlik sorunları ile ilgili soru önergesi veren vekilin konuyla ilgili iki hafta önce yaptığı konuşmayı bu linkten izleyebilirsiniz:

CHP’li Özgür Gürel’in Soma konuşması

AKP Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın bu soru önergesiyle ilgili yüreklere öfke salan cahil ve duyarsız konuşması da burada: Şamil Tayyar’ın Soma açıklaması

Image

Kalbimiz Soma’da kaldı…

2014 Yerel Seçimlerinin Sonuçlarıyla İlgili Sevindirici Şeyler…

Seçim sonuçları bir saat sonra açıklanmaya başlanacak. Nefesimi tuttum, bekliyorum. Yüreğim ağzımda. Aslında bu kadar heyecanlanmaya belki de gerek yok. Çünkü sonuçlar ne olursa olsun, sevindirici birkaç gelişme var:

  • Bu yerel seçimlere bundan önceki birkaç seçimin aksine çok büyük seçmen katılımı olduğu söyleniyor. Seçmen katılımının bu seçimlerde 2009 yerel seçime katılım oranı olan yüzde 85’in üzerine çıkması bekleniyor.
  • Oy ve Ötesi ve Sandık Başındayız adlı tarafsız, sivil girişimlerin etkisi kamuoyunda büyük oldu. Birçok kişi bu girişimler sayesinde gönüllü sandık gözetmenliğini seçti.

oyveotesi-big

  • Sandık gözetmeni olmayanlar da oy kullandı ve bu kişilerin bir kısmı oy kullandığı sandıkta oyların sayılmasını izledi.

 

oyunu seven

  • Seçim hileleri yapıldı, ancak vatandaşların duyarlılığı sayesinde bunlar kamuoyuna duyuruldu, kayıt altına alındı, çoğu hakkında tutanak tutuldu.

Image

Son üç madde ülke içinde maalesef erişim engellemesiyle karşı karşıya olan Twitter yoluyla mümkün hale geldi. Pek çok kişinin söylediği gibi sosyal medya (çok şükür ki!) eski medya gibi bir düğmeye basılarak kapatılamıyor. Dolayısıyla seçimlerde oy kullanma, sandık gözetmeni olma, vatandaşlara açık sayım ilkesine göre oy kullandığı sandıkta oyların sayılmasını izleme ve seçim hilelerini duyurma, kaydetme gibi faaliyetler hep sosyal medya üzerinden duyuruldu.

Seçim sonuçları umarım ülkemiz için hayırlı olur…