Protestolara İngiliz basınından tam destek…

1- FINANCIAL TIMES, David Gardner-Daniel Dombey, 08.06.2013

Orijinali: http://www.ft.com/cms/s/0/79b2764e-cfa1-11e2-a050-00144feab7de.html#axzz2VqRK9x00

BİR TEMPO DEĞİŞİKLİĞİ

“— Toplumun tüm kesimlerine mensup kişiler inatçılığı iktidardaki partisi AKP’yi bölme riski teşkil eden Recep Tayyip Erdoğan’a karşı birleşti —

Erdoğan Taksim Meydanı’nın yabancı terör örgütleriyle bağlantılı aşırılık yanlıları, alkolikler, başıboşlar, çapulcular ve yağmacılarla dolduğunu söylüyor.

Ancak 2011 tarihli Tahrir Meydanı’ndan ziyade 1968 yılının Paris gençlik hareketlerini andıran bir komünün bulunduğu yerde bir haftanın geçmesinin ardından, Taksim daha tehlikeli bir yere dönüştü: modern Türkiye’yi kendi dindar imajına göre şekillendirmek isteyen bir adamın iddialarını boşa çıkaran, şenlikli, kentli bir istihza vahası. Türkiye’nin son on yılki öyküsünün büyük bir bölümünü teşkil eden Erdoğan öyküsü bu hafta hırpalanmış oldu.

Polis geçtiğimiz Cumartesi Taksim Meydanı’ndan Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatıyla çekildi. Gül şu an Başbakanın hırçın öfkesiyle zıtlık teşkil edecek biçimde ve açıkça uzlaşmacı bir rol oynuyor.

Ancak polisin davranışlarına karşı öngörülemeyen şekilde fışkıran tepkiler, İstanbul’un yüzüne alaycı bir gülümseme kondurduğu gibi, Türkiye’nin de yüzünü değiştirebilir. Başkent Ankara dâhil olmak üzere Türkiye’nin diğer kentlerinde çatışmalar daha da şiddetli olarak devam ederken Taksim’den hiç yüzü gülmeyen Erdoğan’ın hilafına öfke kadar kahkaha da yükseliyor.

Taksim’de toplananlar arasında laiklik yanlısı Kemalistler, Kürt milliyetçileri, solcular ve milliyetçiler, mavi yakalı sendikacılar, tıp veya akademisyen dernekleri, kentli liberaller ve tam olarak tanınmamış Şii azınlık olan Aleviler, anarşistler ve eşcinseller, Sufi Müslümanlar ve yoga yapanlar, hatta Guy Fawkes maskesi takan, peçeli bir yaşlı kadın bile var. Kentin üç futbol takımının taraftarları da bunların arasında.

Başbakanı hedef alarak yapılan doğaçlama dokundurmalar “Alkolikler Birliği Grubu” ve “Çapulcular Dayanışma Cephesi” tarafından yapılıyor. (Bunların bir örneği, “Ayık kafayla çekilmiyorsun Tayyip”) İstanbul merkezli Açık Toplum Vakfı başkanı Hakan Altınay “Burası hukuk tarafından tanımlanmamış, özgürleştirilmiş bir alan, bu bizim karnavalımız. Biz daha önce hiç karnaval kutlamamıştık.” şeklinde konuşuyor.

Bu Erdoğan’ın aurasını eritti. Altınay “Erdoğan artık ‘devlet benim’, diyemeyecek. Bu saygısızlık onu tamamen çökertti.” diyor.

Bu yara berelerin çoğu Twitter kanalıyla geldi. Türkiye’nin çoğu yayın kuruluşu uzun bir süre boyunca protestoları yayımlamadı. İstanbul’un merkezi göz yaşartıcı gaz bombalarıyla boğulurken özel yayıncılar Mars’taki radyasyon, şizofreni ve penguenlerle ilgili programlar yayımladılar. Bağlantı kopukluğunun gerçeküstü niteliği, Twitter kullanıcıları tarafından belirtildi ve Erdoğan Twitter’ı topluma karşı bir tehdit olarak tanımladı. Taksim’de bir duvar yazısında “Devrim televizyon kanallarından yayımlanmayacak. Tweeter’dan öğrenilecek.” yazıyordu.

Şu an sorulması gereken soru Erdoğan’ın tüm bunlara nasıl tepki vereceği. Dün Kuzey Afrika’dan geldiğinde taviz vermez bir ruh hali içindeydi ve Taksim komününü “ezmek” isteyen binlerce taraftar tarafından karşılandı. Türkiye’nin 2002’den bu yana yükselen şahsiyeti olan Erdoğan, oyların yüzde 50’sini aldığı halde neden otoriter ve diktatör eğilimli olarak tanımlandığını anlayamadığını söylüyor.

Erdoğanın iktidarı boyunca Türkiye kendine güvenen, refah içinde bir bölgesel güç haline geldi. Ancak o ordu ve yargı içindeki Kemalistleri dize getirene kadar mücadele verdi. 2007’de komutanlar İslamcı geçmişinden ötürü Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını engelleyerek bir anayasal krize neden oldular. Erdoğan seçim talep etti ve büyük bir çoğunlukla seçimi kazandı. 2011’de de yeniden seçildiğinde ona verilen oylar daha da artmıştı. Altınay “Şimdi içgüdüsel olarak başka bir darbenin kokusu alınıyor.” diyor.

AB Bakanı Bağış ise “Bunların hepsinin planlanmış olduğundan şüphelenmekte haklıyız. Zamanı geldiğinde bunu kamuoyuyla paylaşacağız.” diyor.

Bu ise isyanın doğasını yanlış tanımlıyor. Erdoğan Anadolu’nun kalbiyle içli dışlı ilişkisinin kendisine Türklerin özel yaşam alanına müdahale etme hakkı verdiğini zanneden, kutuplaştırıcı bir şahsiyet. Alkollü içki tüketimi ve kürtaj konusundaki kısıtlamalar, tüm Türklere ayran içmelerini ve kadınlara daha çok çocuk sahibi olmalarını söylemesi gibi. Şu anda hapiste olan yüzlerce komutana karşı açılan bazı davaların uydurma suçlar nedeniyle açıldığı ortaya çıkana kadar, Erdoğan’ın orduyu dizginlemesi halkın geniş ölçüde desteğini almıştı. Ancak bu yasa gazeteciler ve muhaliflere karşı da bir tokmak olarak kullanıldı.

Ancak bu benzersiz ve uçarı sivil ayaklanmanın kapsayıcı noktası, çoğulcu bir toplumun ne Erdoğan’ın ataerkilliğinin boğucu bir şekilde kucaklamasını, ne de geçmişte yaşayan Kemalist ve milliyetçi sınıflandırmanın sakat kontrolünü kabul edeceğidir. Bunların hiçbiri Türkiye’deki canlılığı ve çeşitliliği herhangi bir şekilde yansıtmıyor. Türkler Kemalizmin katı öğretilerinden ve topluma devletin sistematik müdahalesinden, Erdoğan’ın yeni İslamcılığı topluma el koysun diye silkinip kurtulmadılar.

Muhafazakar Today’s Zaman gazetesinde köşe yazarı Yavuz Baydar “İnsanlar bu kadar yıldan sonra başka bir deli gömleğini kabul etmeyeceklerini söylüyorlar. Onlar resmi muhalefete yetersiz kaldıkları yönünde bariz bir işaret gönderiyorlar.” diyor.

Şimdiye kadar AKP’yi destekleyen, Müslüman liberal yazar Mustafa Akyol “2007’de AKP’yi hor görenler çoğunlukla laiklik yanlılarıydı. Şimdi yalnızca onlar değil, çok daha geniş çevreler AKP’yi hor görüyor.”

İstanbul Bilgi Üniversitesi tarafından yapılan bir internet anketine göre göstericilerin yaklaşık üçte ikisi 30 yaşının altında, yarısından çoğunun bu ilk eylemi ve yalnızca birkaçı bir siyasi partiye kendini yakın hissediyor. Ancak liberal köşe yazarı Kadri Gürsel’e göre bu gençler ebeveynlerinin desteğini arkalarına almışlar.

Yayılmakta olan bu sesli tedirginlik, AKP’den ziyade Erdoğan’a karşı… Dördüncü dönem Başbakanlık yapamayacak olan Erdoğan artırılmış yetkilerle Cumhurbaşkanlığına geçmek istiyor. Kendisine sadık olanlar ona hayran, ancak maiyetinde bulunanlar tarafında tecrit edilmiş olan, eleştiriye tahammülsüz Erdoğan bir Türk yetkiliye göre şu an kendisini  “ailesi tarafından ihanete uğrayan bir baba” gibi hissediyor.

Yetkili “Bizim demokrasi anlayışımız katılımcı değil. Protesto hakkını demokrasiye dâhil etmiyoruz.” diyor. İdeoloji farklılıkları bir tarafa, AKP ve beceriksiz rakipleri “kazanan her şeyi alır” şeklinde bir siyaset kültürüne inanıyorlar. Türkiye çapında köklü bir kitle hareketi inşa ettikten sonra bu krizin aslında kendisi hakkında olması, Erdoğan hakkındaki paradoksu teşkil ediyor. Ayrıca inatçılığı partisi AKP’yi bölebilir. Akyol “Oy verebileceğim daha iyi bir alternatif yok ancak Erdoğan’ın gücünün maksimuma çıkmasına katkıda bulunmak istemiyorum.” derken Gül taraftarlarından biri “AKP içinde kesinlikle partiyi Tayyip Erdoğan’ın narsizminden kurtarmaya yetecek kadar birçok farklı düşünce şu an mevcut.” diyor.

Bu hafta demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığını belirten Gül ise Gezi Parkı eylemcilerini övdü ve polisin gaddarlığı nedeniyle özür diledi. Gül, Erdoğan’ın bariz rakibi olabilir. Öte yandan bir yıldan uzun süredir Erdoğan’la araları bozuk olan Gülen taraftarları onunla aralarındaki mesafeyi koruyorlar ve onun zaaflarından faydalanabilirler.

EDAM adlı bağımsız liberal düşünce kuruluşunun başkanı Sinan Ülgen “Başlangıçta Erdoğan’ın iktidarına hiçbir risk olmadığını düşünüyordum. Ancak şimdi böyle cüretkâr davranmaya devam ettiği takdirde partiyi bölebileceğini görmeye başladım.”

Erdoğan Gezi Parkı’nı buldozerle yıkarak Topçu Kışlası’nın bir replikasını inşa etmekte ısrarlı.

Cumhurbaşkanı Gül ve AKP’nin kıdemlileri Erdoğan’a tavrından vazgeçmediği takdirde alternatifin Taksim Meydanı’nı zor kullanarak yeniden ele geçirmek olduğunu söyleyebilirler. Bu da hem Erdoğan’ın itibarı, hem de Türkiye için yıkıcı bir sonuç olacaktır.

Erdoğan bu seçkin konumunu, iktidarı akıllı bir şekilde kavramasından  ve bir pragmatist yaklaşımı ile temin etti. Ancak Başbakan Taksim’den iki adım uzaklıktaki kabadayı mahallesi Kasımpaşa’da büyüdü. Gürsel’e göre “‘Erdoğan bir sokak savaşçısı, kavga etmekten hoşlanıyor ve daha yeni sokaktaki bir kavgayı kaybetti. Bu onun için dramatik bir şey. Şimdi artık ne yaparsa yapsın bunu dayak yemiş biri olarak yapacak.’”

Image

2- THE OBSERVER, Peter Preston, Press and Broadcasting Köşesi, 09.06.2013

Orijinali:  http://www.guardian.co.uk/media/2013/jun/09/media-pluralism-turkey

ÇOĞULCULUK SADECE SAYISAL ÇOKLUKLA GARANTİ EDİLEMEZ. TÜRKİYE ÖRNEĞİNE BAKIN

“Bir düzine büyük televizyon kanalına, 50 civarında ulusal gazeteye ve yüzlerce yerel radyo istasyonuna sahip olan Türkiye, medya çoğulculuğu açısından bir cennet olmalıydı. Peki, neden geçen hafta Taksim Meydanı’na akan büyük ve kızgın kalabalıklar bizim gazetelerimizin ilk sayfalarına bile girdiler de Türk televizyon kanallarında veya Sabah gibi güçlü gazetelerin manşetlerinde bu kadar uzun süre yer almadılar?

Çünkü bir hükümet sert oynamak istediğinde çoğulculuk bir zayıflık olarak da kendini gösterebilir. Gazeteyi satın alan bir işadamı ise aynı işadamı diğer çıkarlarına zarar verecek yayınlar yapmaz. Kazanacağın devlet ihalesi başkasına gidebilir, vergi memurlarının aniden size baskın yapmasını bekleyebilir ve yayın lisanslarının çok kısa süreli olma durumuyla karşılaşabilirsiniz.

“Seçilmiş diktatörlük” yapan bir hükümetin medya sahiplerini mağlup edip mahcup edecek, cesur gazeteci ve köşe yazarlarını kontrol edecek birkaç yolunun olduğunu anımsayalım. 70 veya daha fazla gazetecinin hala hapiste olduğunu hatırlatayım.

Genç, parlak ve öfkeli Türklerden oluşan kalabalıklar geçen hafta televizyon kanallarının önünde protesto gösterileri yaptılar. Türkiye’nin kentlerinde yaşayan herkesin bildiği gerçekleri yansıtmayan bir basın-yayın rejimi, güvenilir bir sistem değildir. Medyanın güven yitirmesi durumunda hükümetin kendi demokratik otoritesini savunacağı bir aracı da kalmaz.

Erdoğan’ın üç kez seçilmiş olması kendisine büyük bir meşruiyet veriyor. Ancak bu meşruiyet aynı zamanda devam eden demokrasi sütunlarının varlığına da bağlıdır ki basın ve yargının özgürlüğü buna dâhildir. Burada da görülebildiği gibi, AKP hükümeti kendisini de rahatsız edecek utanç verici bir durumun oluşmasına neden olmuştur. İşler kötü gittiğinde özgürlük mekanizmalarına inanmazsanız, işte o zaman insanlar sokaklara dökülürler. Baskı çiğ de olsa, korkunç sonuçlar doğurabilir.”

Image

3- FINANCIAL TIMES, Brookings Institution Başkan Yardımcısı ve eski Ekonomi Bakanı Kemal Derviş, Sadece İnternet Sitesinde Yayımlanmıştır, 09.06.2013

Orijinali: http://www.ft.com/cms/s/0/56d793ce-cf84-11e2-be7b-00144feab7de.html

PROTESTOLARDAN MODERN BİR TÜRKİYE DOĞABİLİR

“–Hoşgörü ve Evrenselcilik Bu Genç Ülkeyi İlerletecektir–

2011 yılında Arap dünyasında kargaşa başladığında bazı Batılı uzmanlar, “Türk modelinin” nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan diğer ülkelere örnek teşkil edebileceğini savunmuşlardı. Ancak mayıs ayının sonunda başlayan gösterilerin dünyaya çizdiği tablo, kökleri siyasi İslam’dan gelen muhafazakâr bir parti yönetimindeki iyi işleyen bir demokrasiye sahip ülkeden çok farklı bir ülkenin tablosuydu. Bu tablo, Türkiye toplumunun bir kısmının ataerkil bir liderlik tarzından, laik hayat tarzları üzerine yapılan ve artmakta olan baskı ve kısıtlamalardan memnun olmadığını gösterdi.

Peki, Türk modeli parçalanıyor mu? Toplumu bölen fay hatları daha fazla istikrarsızlık, şiddet ve baskıya mı neden olacak? Karamsar bir senaryo mümkün ancak ben bu olaylardan gerçek bir Türk modelinin de çıkabileceğinin mümkün olduğunu düşünüyorum.

Öncelikle büyük kentlerden tüm ülke geneline yayılan toplumsal hareket kapsayıcı ve geniş kapsamlıydı. Protestolar bir yetkilenme duygusunu açığa çıkardı. Laiklik yanlısı ancak çoğu apolitik olan gençler; Müslüman dindarlar, kariyerinin ortasındaki çalışanlar ve fabrika işçileriyle bir araya geldiler. Taksim Meydanı’na yakın bir caminin müezzini polise camiye sığınan gençlerin hiçbirini tutuklayamayacaklarını söyledi.

Göstericiler çoğunlukla barış yanlısıydı hatta eylemlerin ertesinde temizlik yaptılar. 4 Haziran’da Kandil gecesi birçoğu dindar olmayan genç eylemciler dindar Müslümanlarla birlikte namaz kıldılar. Eylemcilerin temel mesajı, hükûmeti devirmek veya herhangi bir kişiye herhangi bir dayatma uygulamak istemedikleri yönündeydi. Onlar sadece kendi uygun gördükleri şekilde yaşama özgürlüğünü (toplum içinde el ele tutuşmak, içki içmek veya içmemek, kendi istedikleri şekilde giyinmek) kazanmak istiyorlar. Doğa, çeşitlilik ve bireysel özgürlüklere saygı gösteriyorlar.

İkincisi, AKP’nin bazı kıdemli üyeleri polisin aşırı güç kullandığını kabul ettiler. Cumhurbaşkanı Gül uzlaştırıcı mesajlar verdi, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç polisin aşırı göz yaşartıcı gaz bombası kullanmasından dolayı özür diledi. Bazı muhafazakâr köşe yazarları, gençleri dış mihrakların manipüle ettiği holiganlar olarak görürken diğer muhafazakârlar göstericilerin bazı taleplerinin anlaşılması gerektiğini savundular.

Artık gerçek Türk modelini inşa etme fırsatı gelmiştir. Laiklik yanlısı gençlerin büyük bir bölümü, daha önceki kuşakların pek de yapamadığı şekilde, daha dindar olan kardeşlerinin inançlarına ve yaşam tarzlarına saygı duyduklarını gösterdiler. Kız öğrencilerin başörtüsü taktıkları için üniversitelere alınmadıkları günlere geri dönmek istemiyorlar. Eğer muhafazakârlar ve dindar yurttaşlar da diğer yurttaşların kendi yaşamlarını istedikleri gibi bağımsız bir şekilde sürdürme isteklerini gerçekten kabul eder ve iktidar partisi de daha büyük bir çoğunluğun rızası olmaksızın ülkeyi etkili bir şekilde yönetemeyeceğini idrak ederse işte o zaman Türkiye, Avrupa’daki Hristiyan Demokratların Müslüman versiyonunu yaratabilir. Ortanın solundaki muhalefetin de ülkeyi oluşturan çeşitliliği tam olarak kucaklaması ve canlı bir alternatif durumuna gelmesi gerekiyor. Bu gerçekleşirse Türkiye, o zaman başkaları için gerçekten bir örnek teşkil edebilir.

Önümüzdeki yıllar çok önemli. Ben iyimserim çünkü yaşanan son olaylar yüzü ileriye dönük genç bir ülkeyi gösterdi ve Anadolu İslam’ının büyük şahsiyetleri Mevlana’nın, Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş’ın dizeleriyle yüzyıllardır kuşaktan kuşağa taşınan bir hoşgörü ve evrenselcilik mesajı verdi. Son olarak modern Türkiye’nin kurucusu Atatürk’e gösterilmeye devam edilen saygı; Cumhuriyet’in hâlihazırda elde ettiği modernleşme, kadın hakları ve refaha giden çetin yolda kat edilen büyük mesafeyi yansıtıyor.”

Image

4- THE DAILY TELEGRAPH, Başyazı, 10.06.2013

Orijinali: http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/europe/turkey/10109387/A-time-for-reason.html

SAĞDUYU ZAMANI

“Bir protesto dalgasının Türkiye’yi yaklaşık iki hafta önce ele geçirmesinden bu yana Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir dramın nasıl krize çevrileceği konusunda herkese bir ustalık dersi verdi. Ortalığı sakinleştirmek yerine eylemcileri “çapulcu”, “anarşist” ve “terörist” olarak adlandırarak kınadı ve sindirilmiş bir medyanın önemsiz gösterdiği protestolar konusundaki bilgileri yaydığı için Twitter adlı sosyal medya sitesini “tehdit” olarak tanımladı. Ayrıca genel olarak onun ve başarılarının aşağılanmasını ifade özgürlüğü değil, isyana teşvik olarak değerlendirdi. Bu davranış, zalim polisin kalabalıkları sis bombaları ve göz yaşartıcı gaz bombalarını kullanarak dağıtma girişimleriyle birleşince Türk toplumunun birçok kesimini çileden çıkardı ve fevkalade ateşli bir durumu yarattı.

Elbette Türkiye, Mısır değil; Taksim Meydanı da Tahrir değil. Erdoğan hakikaten popüler bir lider, özellikle de kırsal kesimlerin muhafazakâr Anadolulu nüfusu arasında. Erdoğan aynı zamanda etkileyici bir ekonomik büyüme de sağladı. Onun iktidarı boyunca ülke doğu ve batı arasında bir köprü, Avrupa ve ABD için eşsiz bir ortak ve siyasi İslamcılığın (iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’ni doğuran hareket) nasıl demokratik değerlerle bağdaştırılabileceğinin iyi bir örneği olarak görüldü.

Maalesef Erdoğan’ın giderek artan şekilde saldırgan ve otokratik tutumu bu başarıları riske atıyor ve demokrasinin yalnızca bir hedefe giden araç olduğunu düşündüğüne dair eski korkuları diriltiyor. Bu hedef de tek partili bir devleti inşa etmek ve Atatürk’ün kurduğu laik düzeni erozyona uğratmak. Aynı zamanda Türkiye’ye mesafeli davranılması gerektiğine inanan Avrupa Birliği içindeki devletlere de (ki söylemekten gurur duyuyoruz, İngiltere bunlardan biri değildir) bulunmaz bir koz veriyor. Erdoğan’ı sağduyuya davet ediyoruz.”

*** Yukarıdaki yorumların çevirisi bana aittir.

 

Reklamlar

2 thoughts on “Protestolara İngiliz basınından tam destek…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s