Gezi Parkı protestolarına İngiliz basını penceresinden bakmak…

Ülkemde yaşananlardan dolayı çok üzgün ve öfkeliyim. Elimde sürüyle yazı birikti, ama başka konuda bir şeyler yazarsam Türkiye’de özgürlüklerimiz uğruna zarar gören, yaralanan, ölen insanlara ihanet etmiş olurum gibi geliyor. Ama eylemler konusunda bir şeyler söylersem söylediklerim illa ki birilerinin hoşuna gitmeyecek. Zaten bir başlarsam susmayabilirim, o kadar doluyum. O yüzden ben susayım, İngiliz basını konuşsun. Aşağıdaki yorumların çevirileri bana aittir.

935077_10151494399518095_1841992576_n

1- THE GUARDIAN, blog yazarı ve siyaset bilimci Binnaz Saktanber, Ankara, “Yorum Serbesttir” köşesi

Orijinali: http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2013/jun/02/turkish-protesters-have-been-heard-turkey

TÜRK PROTESTOCULARIN SESİ DUYULDU

“–Türkiye’nin Liderleri Her İstediklerini Kendilerine Meydan Okunmadan Yapamayacaklarını Öğreniyorlar–

Küçük başladı ancak kontrol edilemeyecek düzeye geldi. Geçtiğimiz pazartesi günü bir avuç barışçıl protestocu Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nı yıkılıp alışveriş merkezine dönüştürme planlarını protesto etmek için işgal etti. Söz konusu park İstanbul’daki az sayıda yeşil alandan biri. Bu kişiler oturuyor, kitap okuyor, belediye işçileri tarafından sökülmüş ağaçların yerine yenilerini dikiyorlardı. Çarşamba günü polis onlara biber gazıyla saldırdı ve çadırlarını yaktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise o sırada İstanbul’un başka bir semtinde çevreciler tarafından aldığı eleştirel yanıta karşın üçüncü Boğaz köprüsünü inşa etmeye yönelik planlarını açıklamaktaydı.

Son seçimlerde aldığı yüzde 50’lik yetki, otosansür uygulayan geniş bir medyanın varlığına bir de kendisine karşı çıkan olmayınca otoriterleşen Erdoğan’ın kendine güvenmemesi için hiçbir sebep yoktu. Henüz birkaç hafta önce başka bir alışveriş merkezi inşa etmek için tarihî bir sinemanın yıkılmasına karşı yapılan protestolar acımasız polis saldırılarıyla susturuldu ancak halk feryat etmedi. Alkollü içkilerin satışı ve tüketimine, ertesi gün hapı kullanımına, kürtaj olma kararına, kamusal alanlarda çiftlerin öpüşmesine dair son kısıtlamalar, eşcinsel-biseksüel-transseksüel haklarını destekleyen bir yassa tasarısının reddedilmesi; Suriye sınırı yakınlarındaki Reyhanlı’daki bombalı saldırılar ve Türk ordusunun Roboski’deki hava saldırısının ardından Kürt sivillerin ölmesi, bir arbede olmadan geçti gitti. İnsanlar bu olaylardan sonra küçük bir park konusunda isyan ederler miydi? Fevkalade isyan ettiler. Bu mesele Türk tarihindeki en yaygın sivil itaatsizliğin katalizörü oldu.

Darbeler tarihine sahip olan Türkiye toplu gösterilere yabancı değil. Ancak bu girişimi özel hâle getiren sendikalar veya siyasi partiler tarafından düzenlenmiş olmaması. Bu girişimin kurumsal liderleri veya koordinatörleri yok. Erdoğan’ın protestoların ideolojik olduğu, laiklik yanlısı CHP tarafından düzenlendiği ve gösterilere ağırlıklı olarak üst orta sınıfların, kendi deyimiyle kaymak tabaka tarafından katılım sağlandığı yönündeki iddialarına karşın toplumun tüm kesimlerinden insanlar bu harekete dâhil oldular.

Perşembe gecesi bazı apolitik arkadaşlarım (ki birlikte yaptığımız en organize faaliyet birlikte akşam yemeğine gitmek olmuştur) Gezi Parkı’na gidip gitmediğimi sormak için beni aradılar. Cuma gecesi Ankara’daydım. Oradaki protestolarda siyasi görüşleri benimkilerden epey farklı olan birçok çocukluk arkadaşımı gördüm. Bizi selamlamaya gelen CHP’li milletvekilleri görmezden gelindi veya yuhalandı. Daha sonra Çinçin adlı yoksul mahalleden gelen iki kişiyle tanıştık. Bir sigarayı, hükûmete karşı küskünlüğümüzü ve biber gazının etkisinden nasıl kurtulunacağına dair notlarımızı paylaştık. Biri “Bu biziz, hepimiz aslında aynıyız.” dedi. Beni eve götüren taksi sürücüsü “Erdoğan’a oy vermiştim ama bu kadarı da fazla. Neden bize biber gazı atıyorsunuz, biz böcek miyiz?” dedi. Başörtülü mimar arkadaşım Yasemin polisin gaddarlığını eleştiren Tweet’ler attı ve Erdoğan’ın “gururunu bir kenara bırakıp protestocuları dinlemesini” talep etti.

Cumartesi günü kalabalıklar iyice arttı. İronik “Şerefine Tayyip!” gibi jenerik sloganların yerini “Hükûmet istifa!” sloganları aldı.  Bu, dile getirilen ilk somut talepti. İnsanlar üzerlerinde “Biz eylemci değiliz, biz halkız.” Yazılı pankartlar taşıdılar. Polis İstanbul’daki Taksim Meydanı’ndan çekildi ancak daha sonra kentin diğer semtlerinde tekrar ortaya çıktı. Ankara ve diğer kentlerdeki karmaşa devam ediyor.

Ben bunları yazarken göreceli bir sükûnet var. Sokaklar protestocular tarafından temizlendi. Ancak önümüzdeki 24 saat ne getirir bilinmez ama uzun süredir ilk defa sesimizin duyulduğunu hissettik. Erdoğan’ın istifa etmesini ummak delilik olur ancak daha çok yetkiyle donatılmış Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturma planları da sarsılmış oldu. Bu arada onun tavsiyesine de aslında uyabiliriz. Cumartesi günü bir televizyondaki konuşmasında Başbakan şöyle demişti: “Dört yılda bir seçim yapıyoruz… Hükûmetin politikalarıyla bir sorunu olanlar fikirlerini sandıkta ifade edebilirler.” Ne güzel bir fikir!”

942394_10151496110608095_969325310_n

2- FINANCIAL TIMES, köşe yazarı David Gardner, Beyrut

Orijinali: http://www.ft.com/cms/s/0/91caeca4-cb99-11e2-b1c8-00144feab7de.html

KİBİR ESİNTİSİ TÜM GÜCE SAHİP ERDOĞAN İÇİN TEHLİKE ARZ EDİYOR

“Başbakan olarak görevde bulunduğu on yılın sonunda ve artan oy oranı ile çok büyük üç seçim zaferi kazanmış olan Recep Tayyip Erdoğan tüm anketlerin efendisi ve öyle davranıyor. Ancak yeni İslamcı hükûmeti çevresinde toplanan otoriterlik kokusu, belirgin bir kibir dalgasını da beraberinde getirdi. Dolayısıyla İstanbul’da bir alışveriş merkezi daha inşa etmek için bir parka buldozerle girilmesine karşı yapılan protestolar Erdoğan’a kibirli olduğunu ayrıntılarıyla açıklıyordu.

Bu kentsel öfkeyi doğuran neden Gezi Parkı’nın yıkılmasıydı. İstanbul’un merkezindeki karmaşada Taksim Meydanı yakınlarında küçük bir yeşil vaha olma niteliğini taşıyan bu alan halka danışılmadan, yeni gelişim alanı için hükûmet tarafından tahsis edildi.

Ancak bu gösteriler yalnızca yeşil alan için yapılıyor olsaydı İstanbul’u aşıp da ani sel baskınları gibi başkent Ankara’ya ve düzinelerce başka kente sıçramazdı. Erdoğan ne kadar güçlü olursa olsun ancak bu kendisi için zorlu bir an.

İki yasaklı İslamcı partinin enkazından Hristiyan Demokrasinin Müslüman bir versiyonuna çevrilmek suretiyle yeniden inşa edilmiş olan Erdoğan’ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi, adının hakkını büyük ölçüde verdi: kişi başına düşen millî gelir iki katından fazla arttı, refah arttı, sağlık hizmetleri gelişti, yollar, okullar yapıldı, öte yandan “Anadolu Kaplanları” adı verilen yeni bir girişimci grubu ortaya çıkarak Türkiye’de bu işi yapan bir avuç holdinge karşı ayaklandı.

AKP’ye başka bir açıdan, inşa etmek istemedikleri hiçbir şey bulunmayan ve yollarına çıkan her şeyi buldozerle ezmeye alışmış müteahhitlerin partisi olarak da görülebilir. Yalnızca İstanbul’da yeni bir havalimanı, yeni bir Boğaz köprüsü, onun yanında bir deniz kanalı ve kentin İslami mimari mücevherleri üzerine gölge düşürecek, bir tepenin başına inşa edilecek dev bir camiye yönelik planlar var.

Muhalifleri ısrarla Erdoğan’ı bir yeni-Osmanlı padişahı olmayı amaçlamakla suçluyor. Ancak bence Firavun daha uygun bir tanım olurdu. Türk İslamcılarının alaylı bir şekilde dikkat çektiği gibi on yıllar öncesinin mücahitleri bugünün müteahhitlerine, yani inşaat kodamanlarına dönüştü.

Ancak bu protestolar, bir yeşil alanın yok edilmesine karşı olduğu kadar AKP’nin kamusal, toplumsal ve kültürel alana saldırısına da karşı. Erdoğan’ın liderliğindeki yeni yönetim, Mustafa Kemal’in kurduğu cumhuriyeti idare eden laiklik yanlısı seçkinleri siyasi olarak kenara itti; özellikle de orduyu saf dışı bıraktı. Yürütme gücü üzerindeki bu demokratik olmayan denetimi kaldırdı ancak onun yerine bu siyasi boşluğu dolduracak ikna edici bir şey ortaya çıkmadı.

Dolayısıyla yeni yönetim, laik okul müfredatını yeniden tasarlama, Türkiye Bilimler Akademisinin bağımsızlığını ayaklar altına alarak çiğneme, gazetecileri hapse atma veya alkollü içki tüketimine sınırlamalar getirme konularında kendini özgür hissediyor. Laiklik yanlısı Türklerin çoğunun kendi yaşam biçimlerine yapılan saldırıya karşı düşmanlıkları, şu an şeffaflaşarak sokak protestolarına dönüşüyor. Bunun nedeni büyük ölçüde laiklik yanlısı muhalefetin, özellikle de Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisinin aciz kalması.

Erdoğan’ın Türkiye’sindeki gerçek dram, laiklik yanlılarının teokratik yönetimin hayaletini görmeleri değil; Kemalist muhalefetin seçilemez hâle geldiği gerçeğidir.

Siyasi açıdan üstün olan ancak kendilerine karşı komplolar yapıldığı paranoyasına kapılan Erdoğan ve AKP’nin hâlâ muhalefetteymiş gibi davranmalarının yarattığı çelişki de bu dramın parçasıdır. Ancak bir farkla k; AKP adlı, bu normalde iyi yağlanmış olan siyaset makinesinin geri besleme döngüsü, dalkavuklar yüzünden kısa devre yaptı. 2002 yılında ilk kez iktidara gelmeden önce AKP 22 ay boyunca ülke çapında 41.000 kişiyle mülakat yapmıştı. Şimdi müttefiklerinin dahi kabullendiği gibi Erdoğan çoğunlukla sadece kendini dinler oldu.

Başbakan ülkenin huzursuz Kürt azınlığıyla barış anlaşması imzalamaya ve gelecek yıl daha çok yetkiyle donatılmış olarak Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmaya kararlı.

Bu kadar ihtiraslı bir gündemi olan Erdoğan’ın yeni bir cephe açması için deli olması lazım. Kibir iyi organize edilmiş bir muhalefet olmayabilir ancak azametli birini mütevazileştirme potansiyeline sahiptir.”

970423_10151496110813095_1796675876_n

3- THE INDEPENDENT, başyazı

Orijinali: http://www.independent.co.uk/voices/editorials/editorial-turkeys-protests-need-a-light-touch-8641207.html

TÜRKİYE’DE PROTESTOLARIN YUMUŞAK BİR DOKUNUŞA İHTİYACI VAR

“600 ağacın kesilmesine karşı İstanbul’un merkezindeki Taksim Meydanı’ndaki gösterilerle başlayan Türkiye’deki şiddetli protestoları gözünde büyütmek de, olduğundan küçük algılamak da mümkün.

Olumlu yönden bakarsak buradaki protestolarla Arap Bahar’ının henüz başlangıcında Tunus ve Kahire’de meydana gelen ayaklanmalar arasında anlamlı bir benzerlik yok. Zira Türkiye’de demokratik yollarla seçilmiş, askeri darbeler döngüsünü sona erdirmekte apaçık başarılı olmuş ve ekonomik refahı oluşturmuş bir hükûmet var.  Gerçek olan şu ki, Türk halkının gösterilerde artık polis yahut askerin tepkisinden korkmadığını göstermesi bazı yönleriyle sağlıklı bir şeydir.

Ancak cesaret kırıcı olan şey, Türkiye’nin geniş Kürt toplumuyla barış için kapılarını açmasına karşın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle de medya üzerinde baskı kurması ve Suriyeli isyancıların tarafında pek rağbet görmeyen bir savaşa bulaşması ile artan bir otoriterliğin işaretlerini vermesidir. Geçen hafta alkollü içki satışına getirilen yeni kısıtlamaların dayatılmasıyla toplumun İslamlaştırıldığı yönündeki kaygılar da yeniden artıyor.

İstanbul gösterilerinin görünürdeki nedeni yeterince açıktır. Taksim Meydanı’ndaki ağaçların kesilmesi resmi olarak eski bir Osmanlı kışlasının restore edilmesi için yer açmak olsa da, protestocular bunun altında yatan gerçek niyetin zaten hali hazırda alışveriş merkeziyle dolup taşmakta olan bir ülkede yeni bir alışveriş merkezinin inşa edilmesinden şüpheleniyor. Ancak burada yatan tehlike; Türk hükûmetinin aşırı tepki göstermesi, şüpheli bir emlak anlaşmasına ilişkin korkuları devlete karşı bir tehdit olarak algılaması ve protestoları daha ciddi bir hâle dönüştürmesidir.

Türkiye’nin refahı yabancı sermaye akışına bağımlıdır. Suriye krizinin etkisi, İran ve Irak’la girilen kavgalar şimdiden istikrarsızlık riski yaratıyor ve yatırımcıları korkutuyor. Eğer içerideki kargaşalar bu belirsizliğe eklenir ve ekonomik açıdan bir başarı öyküsü olan Türkiye’nin konumunu baltalarsa, Taksim Meydanı’ndaki ağaçlar ülkenin kaygıları arasında sonuncu sırayı alır.”

4-THE DAILY TELEGRAPH, başyazı

Orijinali: http://www.telegraph.co.uk/comment/telegraph-view/10094780/Erdogan-needs-to-listen.html

ERDOĞAN KULAK VERMELİ

“Popüler protestolar tehlikeli bir ateşin hızıyla Türkiye’nin dört bir yanına sıçradı. 67 kentte yürüyüşler yapıldı; dün, göstericiler de İstanbul’un göbeğindeki Taksim Meydanı’nın fiilen sahibi hâline geldiler.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ikisi ezici çoğunlukla olmak üzere üç seçim kazandı ve istikrarlı bir ekonomik büyüme sağladı. Ancak bu protestolar damdan düşercesine ortaya çıkmadı. Erdoğan’ın yönettiği Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)’nin giderek artan İslamcı eğilimi bir şekilde Atatürk’ün 90 yıl önce kurduğu laik cumhuriyetle çatışıyor. Başbakan Türk halkına “üçten fazla çocuk sahibi olmalarını”, alkollü içki içenlerin “alkolik” olduğunu söyleyip alkollü içki satışını kısıtlayınca, birçok insan doğal olarak Başbakan’ın niyetini sorgulamaya başladı.

     Üstelik Erdoğan’ın otoriter içgüdüleri var ve eleştirilere tahammül edemiyor. Gözle görülür bir şekilde, Türkiye dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu bir ülke.  Bu şüpheyle yaklaşılması gereken bir durumdur. Gazetecileri Koruma Komitesine göre şu an 49 kişi hapiste çürüyor. Ülke medyasının bir kısmının protestoları görmezden geldiği gerçeği, birçok kişinin Erdoğan’a karşı gelmekten çekindiğinin bir başka işaretidir.

Erdoğan vakur ve duygusal bir adamdır. Arkasında büyük halk desteği olan usta bir siyasetçidir. Polisin İstanbul merkezinde cuma günü biber gazı kullanarak yaptığı müdahalede muhtemelen iki kişinin öldüğünü ve “aşırı güç” kullandığını bilge bir şekilde kabul etti. Bu Mısır’da Hüsnü Mübarek’i deviren Tahrir Meydanı protestolarının Türk versiyonu değil.

Yine de Erdoğan’ın halkı dinlemesi ve halka cevap vermesi iyi olur.  Avrupa Birliği’ne girmeyi amaçlayan ve hem Suriye’yle hem de İran’la sınırı olan Türkiye’de kargaşanın sürmesi hepimizi etkileyecektir.”

*** Bu yorumların hepsi ilgili gazetelerin bugünkü (3 Haziran 2013) sayılarında yayımlanmıştır. 

*** Yarın da yeni haber ve yorum çevirileriyle karşınızdayım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s